Hipertansif kriz, hasta için önemli risk oluşturabilecek ani ve ciddi kan basıncı yükselmesi ile karakterize bir sendromdur. Kronik hipertansiyonu olan hastaların %1-2’si akut yükselmelerle acil servise başvurmaktadır. Önceden hipertansiyonu olmayan kişiler de akut kan basıncı yükselmesiyle acile başvurabilmektedir. Hipertansif aciller yaşlılarda ve erkeklerde daha sık görülür.

     Hipertansif kriz klinik özelliklerine göre ‘hipertansif acil’ ve ‘hipertansif öncelikli durumlar’ olarak ikiye ayrılır. Ani gelişmiş organ hasarı bulunan, kan basıncının genellikle damardan uygulanan ilaçlarla dakikalar içinde düşürülmesi gerektiği klinik durumlara hipertansif aciller; kan basıncının belirgin derecede yükselmiş olduğu ancak hedef organ hasarının bulunmadığı ve kan basıncını saatler içinde, çoğunlukla ağız yolundan ilaç vererek, düşürülmesi gereken durumlara da hipertansif öncelikli durumlar adı verilir.

     Tedavinin aciliyeti konusunda en önemli belirteç, hipertansiyona bağlı gelişen organ fonksiyon bozukluğudur. Kan basıncının değeri, organ hasarı için önemli değildir. Çünkü ani olduğunda, az bir yükselme bile daha önce normal tansiyona sahip hastalarda ciddi hayati organ hasarına neden olabilmektedir.

     Hipertansif kriz gelişmesine neden olan en önemli faktör, ciddi ve hızlı kan basıncı yükselmesidir. Kan basıncının aşırı yükselmesini sağlayan nedenler; düzensiz antihipertansif ilaç kullanımı, stres, alışılmamış efor sarf edilmesi, damar büzücü ilaç alımı, ikincil hipertansiyon nedenleri olabilir.

     Hipertansif krizdeki hastalarda, kan basıncı çok değişik şekillerde karşımıza çıkabilir. Diyastolik kan basıncı 100-180 mmHg, sistolik kan basıncı 150-300 mmHg arasında olabilir. Detaylı hikaye, fizik muayene ve tanıya götüren birkaç laboratuvar testi ile hastaların teşhisi konabilir ve daha ileri araştırmalar yapmadan hastanın yoğun bakım biriminde tedavisine karar verilebilir.

     Başlangıç değerlendirmesi, kalp damar sistemi, nörolojik, böbrek ve göz hasarları üzerine yoğunlaştırılmalıdır. Fizik muayene özellikle hedef organ hasarını değerlendirecek biçimde nörolojik muayene ve göz dibi muayenesini de içerek şekilde detaylı yapılmalıdır. Ani başlayan şiddetli baş ağrısı beyin kanamasının, baş ağrısı, görme bulanıklığı ve bunlara eşlik eden bilinç değişiklikleri hipertansif ensefalopatinin (beyin dokusunda bozulma) bulguları olabilir. Eşlik eden kalp krizi, felç ve aort diseksiyonu (ana atardamar yırtığı) gibi tıbbi durumların tespiti en kısa zamanda yapılmalıdır. Nörolojik değişiklikler varsa beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme gerekli olabilir.

   Hipertansif krizde tedavi: İlaç seçimi ilgili tıbbi duruma göre yapılır. Damardan verilen ilaçlar daha hızlı etki ettikleri gibi, kan basıncının istenmeyen düzeylere düşmesinden kaçınmak amacıyla doz ayarlamaları daha iyi yapılabilmektedir. Kan basıncı kontrol altına alındıktan sonra, ağız yoluyla ilaçlara başlamak gerekir ve kademeli olarak damardan ilaçlar azaltılmalıdır. Hasta stabil hale getirildikten sonra, hipertansif krizin ikincil sebeplerinin tespiti için çalışmalara başlamak gerekir. Otuz yaşın altında neredeyse tüm hastalarda ikincil bir neden bulunmaktadır.

     Hipertansif acil durumlarda kan basıncı ilk iki saat içinde %25’ den daha fazla düşürülmemelidir. Bu hastalarda çoğunlukla damardan ilaçlar tercih edilir. Kan basıncı, 2-6 saat arasında 160/100 mmHg civarına indirilmelidir. Kan basıncındaki daha fazla düşüşler böbrek, beyin ve koroner damar sorunlarına yol açabilir. Bu kuralın tek istisnai durumu aort diseksiyonudur (ana atardamar yırtığı); bu durumda yırtığın ilerlememesi için kan basıncının hızla kontrol altına alınması gerekmektedir. Genellikle ağızdan verilen ilaçlar daha yavaş etki ederler ve daha çok hipertansif öncelikli durumların tedavisinde kullanılırlar. Bu hastalarda kan basıncı kontrolünün 24-48 saatte sağlanması amaçlanır.